Odd Nerdrum

Odd Nerdrum’un (1944-Norveç) kompozisyonları, zaman dışı bir uzamda yeniden açımlanmış katastrofik sahne örgüleri ile yalın ve orijinal düşünce zincirlerinden oluşur. Bu yapıtlar onun izleyiciyi sürekli uyaran ve kışkırtan sakınmasız kişisel bildirim araçları gibidir.
Nerdrum resimlerini kaplayan çöl görünümü, dünyanın düşmanca kayıtsızlığını, insanoğlunun yıkıma, hiçliğe terk edilmişliğini sembolize eder. Figürlerin hiçlik içindeki çıplaklığı var oluşun minimuma indirgenişidir. Ölmek üzereyken, başka bir deyişle ölümle sarmaş dolaşken de doğdukları gün gibi çıplaktırlar. Bedenleri sonsuza kadar yok olmanın eşiğindeyken, yeniden dünyaya gelmeyi düşünmeksizin Nerdrum’un çölleri içinde mutlak ölümle esrikleşmiş görünürler. Acımasız dünyamızın iyileştirilemez biçimde yaraladığı bu figürler, göstermekten hiç kaçınmadıkları engellerinden hoşnutturlar. Özünde sadist bir dünya karşısında kazanılmış mazoşist bir utkunun görüntüleridir bu resimler. İletişim kapılarının açık tutulduğu bir tür derin yalnızlık içindeki Nerdrum figürleri var olmanın işkencesi altında gibidirler ancak bundan da zevk almaya zorlanırlar.
Eski Yunan tiplemelerinin sıklıkla yer aldığı resimlerin fonlarını volkanik İzlanda kıyıları ile kayalıkları oluşturur. Hiç bir karakteri hoşnut ya da doyuma ulaşmış bir görünüm içinde bulunmayan Nerdrum figürleri, tıpkı onun sanatı gibi yaşamın acımasızlığından yıpranmış ve kendi yetersizliklerine boyun eğmiş durumdadır. Nerdrum, bu insan değişimleri karşısında şimşek çarpmışa dönen izleyiciyi sapkınca var olmanın sonsuzluğuna iterek ürpertir.
Toplumcu bir damardan beslenen Rönesans etkileri ile insan bedenlerinin kusursuzluğu resimlerinde kutsanırken aynı bedenlerin kırılganlığı da sürekli sorgulanır.
“İnsan dünyaya bağımlı olan bir bedene bağlı.”
Caravaggio ile Rembrandt’ın ruhlarının peşinden ayrılmadığı Nerdrum, doğaya hayranlığını;
“Eski ustalar benim rehberlerim, doğa ise tanrım.”
sözcükleri ile dile getirir. Kendine hayranlığını ise oto portrelerindeki yansımalardan kolaylıkla algılayabiliriz.
“Öncelikle deneyimlerimi unutmalıyım. Deneyimler tüm olguyu üstünde uzanan kara bir bulut gibi kaplıyor. Anılarım benden hiç uzaklaşmayarak beni ağırlaştırıyor. Yaşadığım deneyimler beni zihinsel olarak felce uğratıyor, bu nedenle gerçek mutluluğu hiç yaşayamadım. Mutluluk demek, özlemin ve kötünün bilincinde olmanın yok olması demektir. Hissettiğim tek mutluluk, toplumdan ve onun sonsuz isteklerinden uzak durduğum zamanlardır. Bu, bir tür özgürlüktür. Mutluluk, kaçmak ve özgür olmaktır benim için.”
tümceleri ressamımızın ayrışan, cesur, sınır tanımayan, karşı koyan, başkaldıran yapısı ile ilgili pek çok ipucunu verirken onun insan doğasını sorgulayışı karşısında şaşırmamızı da engeller.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun